Yatırım dünyasında hemen hemen herkesin yaşadığı ancak çok az kişinin itiraf ettiği garip bir durum vardır. Bir hisse senedi veya yatırım fonu yükselmeye başladığında içimizden bir ses huzursuz olur. "Hemen satmalıyım, ya düşerse ve bu kârı kaybedersem?" diye düşünürüz. Kârı cebimize koymak bizi rahatlatır. Ancak işler tersine dönüp ibre kırmızıya boyandığında o ses birden değişir. "Bekle" der. "Kesin dönecek, şimdi satarsan zarar edersin, sabretmelisin."
Sonuç genellikle hüsrandır. Portföyümüzde sürekli değer kaybeden ve mecburen uzun vadeli yatırımcı olduğumuz kâğıtlar birikirken, potansiyeli yüksek ve bize asıl parayı kazandıracak olanları erkenden elden çıkarmış oluruz. Finans dünyasında buna çiçekleri koparıp ayrık otlarını sulamak denir. Peki neden sürekli kazananı satıp kaybedene tutunuyoruz? Neden hep terste kalıyoruz?
Evrim ile gerçekleştirdiğimiz son Finansal Terapi seansında, Nobel ödüllü çalışmaların ışığında tam olarak bu durumu, yani finans literatüründeki adıyla Beklenti Teorisini masaya yatırdık. İsimler akademik olsa da yaşadığımız durum son derece insani ve evrimsel bir mirasa dayanıyor. Gelin zihnimizin bize oynadığı bu pahalı oyunu birlikte bozalım.
Kaybetmenin Acısı Kazanmanın Hazzından Çok Daha Güçlü
Kendinize dürüstçe şu soruyu sorun. Yolda yürürken 1.000 TL bulduğunuzda hissettiğiniz mutluluk ile cebinizden 1.000 TL düşürdüğünüzde hissettiğiniz üzüntü eşit midir? Matematiksel olarak miktarlar aynı olduğu için duygusal yoğunluğun da eşit olması gerekir. Ancak nörolojik ve davranışsal araştırmalar bunun tam tersini kanıtlıyor.
Kaybetmenin yarattığı psikolojik acı, aynı miktarı kazanmanın yarattığı hazdan yaklaşık iki kat daha şiddetlidir.
Borsada veya fon yatırımlarında yapılan en büyük hataların çıkış noktası tam olarak burasıdır. Beynimiz hayatta kalma içgüdüsüyle kayıptan kaçınmaya programlanmıştır. Bu yüzden portföyümüzde işler iyi giderken ve rüzgarı arkamıza almışken, o kârı kaybetme korkusuyla erkenden satış tuşuna basarız. Küçük kazançlara razı olur, büyük trendleri kaçırırız.
Ancak işler tersine döndüğünde senaryo değişir. Zarar ettiğimizde o acıyı hissetmemek ve o kaybı resmileştirmemek için mantıksız bir inatla beklemeye başlarız. Nasılsa dönecek veya aldığım fiyata gelsin satacağım diyerek zararlı pozisyonu aylarca, bazen yıllarca taşırız. Yani kazanırken korkak, kaybederken cesur davranırız. Oysa sürdürülebilir bir servet inşası için yapılması gereken bunun tam tersidir.
Maliyet Takıntısı ve Geçmişe Çapa Atmak
Yatırım kararları alırken mutlak gerçeklere veya gelecekteki potansiyele değil, zihnimizdeki bir referans noktasına göre hareket ederiz. Yatırımcılar için bu referans noktası genellikle o varlığı satın aldıkları maliyet fiyatıdır.
Bir fonu 100 birimden aldığınızı düşünün. Fiyat 90 seviyesine düştüğünde piyasa size yeni bir gerçeklik sunar ve bu varlığın değerinin artık 90 olduğunu söyler. Ancak beyniniz bu yeni fiyatı kabul etmez çünkü zihniniz hala 100 seviyesindedir. Aradaki o 10 birimlik farkı bir piyasa hareketi olarak değil, kişisel bir hata veya kapanmamış bir hesap olarak görürsünüz.
Bu yüzden yatırımcılar maliyetlerine geri dönmek için başa baş noktası hayali kurarlar. Oysa piyasanın sizin o varlığı kaçtan aldığınızdan haberi yoktur ve bu piyasanın umurunda bile değildir. Geçmişe ve maliyete takılı kalmak, gelecekteki fırsatları kaçırmanıza neden olur. O parayı zararda bekleyen bir enstrümanda tutmak yerine, yükseliş trendindeki başka bir fona kaydırma şansını elinizin tersiyle itmiş olursunuz.
Zarardayken Risk İştahının Tehlikeli Artışı
İnsan psikolojisinin belki de en tehlikeli yanı risk algısındaki değişimdir. İnsanlar kârdayken riskten kaçınır ve garantici davranır. Ancak zarardayken risk iştahları korkutucu derecede artar.
Bir kumarhanede kaybettiğini geri almaya çalışan oyuncuyu düşünün. Kaybettikçe daha büyük riskler alır ve daha agresif oynar. Yatırımcı psikolojisi de buna benzer. Portföy eksiye gittiğinde rasyonel bir insan durup düşünmeli ve stratejisini gözden geçirmelidir. Ancak beynimiz kaybı telafi etmek için daha riskli, daha spekülatif ve belki de hiç bilmediği alanlara yatırım yapmaya bizi zorlar.
Bu duruma batık maliyet yanılgısı da eşlik eder. Buraya kadar çok kaybettim, şimdi çıkamam düşüncesi sizi dibe çeken bir gemide ısrarla oturmaya benzer. Bu dürtü yönetilebilir küçük bir zararı, telafisi imkansız bir finansal felakete dönüştürebilir.
Çözüm İradenize Değil Sisteme Güvenmek
Donanımımız böyleyse biz nasıl başarılı olacağız? Beynimizi değiştiremeyeceğimize göre davranışlarımızı değiştirecek bir dış destek mekanizması kurmalıyız. İşte finansal terapist reçetesi.
Öncelikle ekranı kapatıp büyük resme odaklanmalısınız. Fiyatları ne kadar sık kontrol ederseniz, beyninizin kayıp acısı merkezi o kadar sık tetiklenir ve hata yapma ihtimaliniz artar. BES ve fon yatırımı uzun vadelidir, bu yüzden günlük gürültüye kulaklarınızı tıkamalısınız.
İkinci olarak otomatikleşmek hayat kurtarır. Düzenli alım talimatları vererek piyasanın o günkü fiyatına veya referans noktasına takılmadan birikim yapın. Bu yöntem karar verme yükünü omuzlarınızdan alır ve sizi disipline sokar.
Son olarak sepet yapmak duygusal tansiyonu düşüren en iyi ilaçtır. Tek bir varlığın düşüşü canınızı çok yakıyorsa sepetiniz yeterince çeşitli değil demektir. AgeSA’nın sunduğu farklı temalardaki fonlarla riski dağıtın. Ayrıca kendi duygularınıza söz geçiremediğiniz anlarda verilerle konuşan bir asistana ihtiyacınız vardır. AgeSA Mobil’deki FonPro, duygusal değil matematiksel kararlar almanıza yardımcı olmak için her zaman cebinizde.
Unutmayın, piyasalar sayılarla hareket eder ama yatırımcılar korku ve umutla karar verir. Finansal huzur bu ikisi arasındaki dengeyi kurduğunuzda, yani yatırımcı olmayı öğrenip oyuncu olmayı bıraktığınızda gelir.
Geleceğiniz anlık duygularınıza kurban edilmeyecek kadar değerlidir.